Osmanlı Fikir Akımları: Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık

Osmanlı fikir akımları, devletin son yüzyılında “devlet nasıl kurtulur?” sorusuna verilen dört ana cevaptır. Bu cevaplar Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık adlarıyla anılır. Akımlar birbirinin yerine geçmedi, aynı dönemde yan yana tartışıldı. Her biri, bir öncekinin önleyemediği kayıplar karşısında güç kazandı.

Hızlı Özet

  • İlk siyasi ideoloji ortak vatandaşlık fikriydi; 1876 Anayasası bütün tebaayı din ayrımı gözetmeden tek bir kimlikte topladı.
  • İslamcılık 1860’larda doğdu ve II. Abdülhamid döneminde ittihâd-ı İslâm siyasetine dönüştü.
  • Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” makalesi 14 Nisan 1904’te Kahire’deki Türk gazetesinde yayımlandı.
  • Türk Derneği 1908’de, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı 1911-1912’de kuruldu.
  • Batıcılar, 1911’den itibaren İstanbul’da yayımlanan İctihad dergisi etrafında toplandı.

İçindekiler

Osmanlı Fikir Akımları: Dört Akım Bir Bakışta

Aşağıdaki tablo, dört akımın temel fikrini ve öne çıkan isimlerini özetler:

Akım Temel fikri Güçlü olduğu dönem Öne çıkan isimler
Osmanlıcılık Din ve köken farkı gözetmeden ortak vatandaşlık Tanzimat–I. Meşrutiyet Mustafa Reşid Paşa, Âlî Paşa, Fuad Paşa, Mithat Paşa
İslamcılık Müslümanları hilafet etrafında birleştirmek II. Abdülhamid ve II. Meşrutiyet Said Halim Paşa, Mehmed Âkif, Babanzâde Ahmed Naim
Türkçülük Türk unsuruna dayalı millî birlik II. Meşrutiyet (1908-1918) Ziya Gökalp, Yusuf Akçura, Ömer Seyfettin
Batıcılık Batı’nın bilimini ve kurumlarını almak II. Meşrutiyet Abdullah Cevdet, Kılıçzâde Hakkı, Celâl Nûri
Osmanlı fikir akımlarını temsil eden son dönem aydınları ve yayınları

Osmanlıcılık

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre bu akım, XIX. yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren devletin milliyetçi isyanlarla parçalanmasını önlemek için ortaya çıktı. Sırp ve Yunan isyanlarından sonra Balkanlardaki ayrılıkçı eğilimler güçlendi. Devlet adamları, bu gidişin ancak daha geniş bir ortak kimlikle durdurulabileceğini düşündü. Ansiklopedi bu akımı, devletin ilk siyasi ideolojisi olarak tanımlar.

Akımın ana ilkesi, II. Mahmud’un 1826’da söylediği şu sözlerde ifadesini bulur: “Ben tebaamın Müslümanını camide, Hristiyanını kilisede, Musevisini havrada fark ederim”. Padişah, bunların arasında başka bir fark olmadığını da eklemişti. Tanzimat devlet adamlarından Mustafa Reşid Paşa da din ve mezhep farkının yalnızca kişileri ilgilendirdiğini söylüyordu. Dönemin metinlerinde bu anlayış “imtizâc-ı akvâm”, yani kavimlerin kaynaşması diye anılırdı.

Fikir, 1876 Anayasası’nın 8. maddesinde resmî ifadesini buldu. Bu maddeye göre devletin tâbiiyetindeki herkes, hangi din ve mezhepten olursa olsun istisnasız “Osmanlı” sayılıyordu. Ancak ansiklopediye göre Yeni Osmanlılar, 1856 Islahat Fermanı’nı bir kardeşlik değil “imtiyazlar fermanı” olarak eleştirdi. Bu muhalefetin kadrolarını gizli cemiyetin izleri yazısında anlattık.

İslamcılık

TDV İslâm Ansiklopedisi İslamcılığı geniş bir çerçevede tanımlar. Buna göre İslamcılık, toplum hayatının, siyasetin ve hukukun İslam kaynaklı değerlerle şekillenmesini savunan akımların genel adıdır. Ansiklopediye göre bu düşünce 1860’ların ortalarında Nâmık Kemal, Ali Suâvi ve Ziyâ Paşa gibi aydınlar arasında doğdu. Amaç, Batılı devletlerin baskısına karşı İslam dünyasını hilafet etrafında toplamaktı.

II. Abdülhamid döneminde bu fikir, ittihâd-ı İslâm (panislamizm) adıyla temel bir devlet siyasetine dönüştü. Ansiklopediye göre İngiltere, Fransa ve Rusya, sömürgelerindeki Müslümanların halifeyle bağını bir tehdit olarak görüyordu. Hicaz Demiryolu gibi projeler de bu siyasetin simgeleri arasında yer aldı. Halife unvanı, padişaha sınırların ötesindeki Müslümanlar üzerinde de manevi bir nüfuz iddia etme imkânı veriyordu. Dönemin tartışmalarını II. Abdülhamid dönemi yazısında inceledik.

II. Meşrutiyet’ten sonra İslamcılar, istibdada karşı hürriyeti ve meşrutiyeti savunan bir çizgide buluştu. Said Halim Paşa, Mehmed Âkif, Babanzâde Ahmed Naim ve Elmalılı Hamdi bu kuşağın önde gelen isimleriydi. Görüşlerini Sırât-ı Müstakîm, Beyânülhak ve İslâm Mecmuası gibi yayınlarda dile getirdiler. Sırât-ı Müstakîm daha sonra Sebîlürreşâd adını aldı. Ansiklopediye göre Şeyhülislam Mûsâ Kâzım Efendi, “İslâm’da Usûl-i Meşveret ve Hürriyet” adlı risalesiyle meşrutiyete ilk desteği verenlerden biri oldu.

Türkçülük

Türkçülüğün kültürel kökleri XIX. yüzyılın ikinci yarısına uzanır. TDV İslâm Ansiklopedisi bu konuda Süleyman Hüsnü Paşa’nın “Târîh-i Âlem” adlı kitabını öne çıkarır. Kitap 1876’da yayımlandı ve farklı Türk topluluklarının tarihini ayrıntılı biçimde ele aldı. Ansiklopediye göre bu yaklaşım, dönemin tarih yazımındaki genel kabullerin oldukça dışına çıkıyordu. Kitabın Mekteb-i Harbiye’de okutulması, etkisini daha da artırdı.

Siyasi Türkçülük ise XX. yüzyılın başında Mısır’da filizlendi. Ansiklopediye göre Kahire’de 5 Kasım 1903’te yayımlanmaya başlayan Türk gazetesi, bu fikri yaymak için çıkarılan ilk gazeteydi. Akım, 1908’den sonra İstanbul’da hızla örgütlendi. Önce Aralık 1908’de Türk Derneği kuruldu. Ardından 1911-1912 yıllarında, İttihat ve Terakki’nin desteğiyle Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı açıldı.

Ansiklopediye göre Ziya Gökalp ve Hüseyinzâde Ali gibi aydınlar, İttihat ve Terakki’nin ideolojisini derinden etkiledi. Fransız sosyolog Emile Durkheim’dan etkilenen Gökalp, Türkçülüğe sosyolojik bir çerçeve kazandırdı. Onun “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” formülü, üç akımı bir arada düşünme çabasıydı. Edebiyatta ise Selanik’te çıkan Genç Kalemler dergisi bu dönüşümün öncüsü oldu. Ömer Seyfettin’in bu dergide savunduğu sade dil anlayışı, “Yeni Lisan” hareketinin temelini oluşturdu.

Batıcılık (Garpçılık)

Batıcılık bir kimlik önerisinden çok bir yöntem önerisiydi: geri kalmışlığın çaresi Batı’nın bilimini, hukukunu ve kurumlarını almaktı. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre bu düşünce hareketi dönemin dilinde “Garpçılık” diye anıldı. Meşrutiyet’in hemen ardından Mehtab dergisinde ilk tartışmalar başladı.

Ansiklopediye göre 1911’de Doktor Abdullah Cevdet’in İstanbul’da yayımlamaya başladığı İctihad dergisi, hareketin merkezi oldu. Bu çevredeki yazarlar, sorunların çözümünü topyekûn Batılılaşmada görüyordu. Bu yazarların bir kısmı pozitivizm ve materyalizm gibi Batı’daki akımlardan güçlü biçimde etkilenmişti. Dergi, din, eğitim ve kadının toplumdaki yeri gibi konulardaki yazıları nedeniyle sık sık tartışmalara konu oldu.

Batıcılık, diğer akımlarla aynı anda var olabiliyordu. Bir İslamcı da bir Türkçü de kurumların yenilenmesi konusunda kısmen Batıcı olabilirdi. Asıl ayrılık, Batı’dan neyin ve ne ölçüde alınacağı sorusunda ortaya çıkıyordu. Ziya Gökalp de kültürü millî, medeniyeti ise ortak bir birikim olarak görüyor ve Batı’nın ilim ve tekniğinin alınabileceğini düşünüyordu. Reformların genel çerçevesini padişahlar ve reform hareketleri yazısında ele aldık.

Bir Ara Yol: Ademimerkeziyetçilik

Dört ana akımın yanında daha dar çevreli görüşler de vardı. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Prens Sabahaddin, Paris’te Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurdu. Sabahaddin, Fransız sosyolog Edmond Demolins’in etkisiyle kişisel girişimi ve yerinden yönetimi savunuyordu. Cemiyet, 1906’dan itibaren Paris’te Terakkî gazetesini çıkardı. Ancak bu görüş, pek çok Jön Türk tarafından devleti bölünmeye götürecek bir ilke olarak eleştirildi.

Üç Tarz-ı Siyaset

Akımların karşılaştırıldığı en ünlü metin, Yusuf Akçura’nın “Üç Tarz-ı Siyaset” başlıklı makalesidir. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre makale, Kahire’deki Türk gazetesinin 14 Nisan 1904 tarihli 24. sayısında yayımlanmaya başladı. Akçura, devletin önündeki seçenekleri panislamizm, Osmanlıcılık ve Türk milliyetçiliği olarak sıraladı.

Akçura bu üç yol arasında Türk milliyetçiliğini en anlamlı seçenek olarak görüyordu. Makale, akımları ilk kez sistemli biçimde karşılaştırdığı için Türk siyasi düşüncesinde bir dönüm noktası sayılır. İslamcılık maddesinde de ansiklopedi, Akçura’nın bu üç çizgiyi devleti çözülmekten kurtarmayı hedefleyen siyasetler olarak tartıştığını belirtir.

Akımlar Neden Birbirini İzledi?

Genel bir değerlendirmeyle her akım, bir öncekinin önleyemediği kayıplardan sonra öne çıktı. Özellikle 1877-1878 savaşı ve ardından gelen Balkan kayıpları, ortak vatandaşlık fikrinin ayrılıkçı milliyetçiliği durduramadığını gösterdi. Bunun üzerine geriye kalan Müslüman nüfusu birleştirmeyi amaçlayan İslamcılık güç kazandı.

Ardından gelen 1912-1913 Balkan Savaşları, imparatorluğun Rumeli’deki topraklarının büyük kısmını kaybetmesine yol açtı. I. Dünya Savaşı sırasında 1916’da başlayan Arap İsyanı ise dinî bağın da ayrılıkları önleyemediğini ortaya koydu. Türkçülük, bu süreçte Cumhuriyet’in ulus-devlet anlayışına giden yolu hazırlayan akım oldu. Bu dört akım, II. Meşrutiyet döneminde aynı gazete sayfalarında birlikte tartışılıyordu.

Sık Sorulan Sorular

Osmanlı fikir akımları nelerdir?

Ders kitaplarında dört ana akım sayılır: Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük ve Batıcılık. Bunlara ademimerkeziyetçilik gibi daha dar çevreli görüşler de eklenebilir.

İlk ortaya çıkan fikir akımı hangisidir?

Osmanlıcılıktır. TDV İslâm Ansiklopedisi, bu akımı devletin ilk siyasi ideolojisi olarak tanımlar.

Üç Tarz-ı Siyaset nedir?

Yusuf Akçura’nın 1904’te Kahire’deki Türk gazetesinde yayımlanan makalesidir. Devletin önündeki üç siyasi yolu karşılaştırır ve Türk milliyetçiliğini savunur.

Osmanlı fikir akımları ve temsilcileri kimlerdir?

Ortak vatandaşlık fikrinin öncüleri Tanzimat devlet adamlarıydı. Said Halim Paşa ve Mehmed Âkif İslamcılığın, Ziya Gökalp ve Yusuf Akçura Türkçülüğün, Abdullah Cevdet ise Batıcılığın önde gelen isimleriydi.

Sonuç

Osmanlı fikir akımları, aynı soruya verilen farklı cevaplardı: devlet hangi bağla ayakta tutulabilir? Ortak vatandaşlık, din birliği, millî kimlik ve Batılılaşma, sırayla ya da birlikte denendi. Hiçbiri imparatorluğun dağılmasını önleyemedi, ama hepsi Cumhuriyet’in düşünce dünyasına önemli bir miras bıraktı.

Kaynaklar

“Osmanlı Fikir Akımları: Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük, Batıcılık” üzerine 5 yorum

Yorum yapın