Divan-ı Hümayun, Osmanlı Devleti’nde padişah adına toplanan ve merkezdeki en önemli işleri karara bağlayan en yüksek kuruldu. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre hiçbir İslam devletinde bu ayarda bir kurul yoktu. Bu yazıda divanın kökenini, üyelerini, toplantılarını, işleyişini ve gerilemesini kaynaklara dayanarak anlatıyoruz.
Hızlı Özet
- “Padişah divanı” anlamına gelir; kökleri Büyük Selçukluların Dîvân-ı A‘lâ’sına uzanır.
- Fâtih, divan başkanlığını padişahtan alıp vezîriâzama bıraktı.
- Asli üyeler vezîriâzam, Kubbealtı vezirleri, kazaskerler, nişancı ve defterdarlardı.
- XVI. yüzyılda haftada dört-beş gün, sabah namazından öğleye kadar toplanırdı.
- Din, dil ve cinsiyet farkı gözetilmeden herkes şikâyetiyle başvurabilirdi.
- II. Mahmud’un reformlarıyla işlevini yitirdi, törensel olarak devletin sonuna kadar sürdü.
İçindekiler
Divan-ı Hümayun Nedir?
TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Divan-ı Hümayun “padişah divanı” anlamına gelir. Divan kelimesi Türkçeye Farsça ve Arapça yoluyla geçti; kökeninin Aramice olduğu kabul edilir. Kelime eski İran’da mali kayıtların tutulduğu defterlere ve bu defterleri tutan dairelere verilen addı. İslam’ın ilk devirlerinde Dîvânü’l-berîd, Dîvânü’l-cünd ve Dîvânü’l-hâtem gibi devlet dairelerinin adı oldu. Kelimenin bir şairin şiir külliyatı ve kanepe gibi başka anlamları da vardır.
Osmanlılarda divan “toplantı, kurul” anlamında kullanıldı ve hem toplantıyı hem de toplantı yerini karşıladı. Sıkı bir merkeziyetçilikle yönetilen devlette Divan-ı Hümayun, merkezdeki en önemli makam sahiplerinden oluşur ve padişah adına karar verirdi. Ansiklopedi onu, Yeniçağ başlarında gelişmiş devletlerde görülen kurulların en güzellerinden biri sayar.

Divan Geleneği Nereden Geldi?
Ansiklopediye göre Türkler, İslamiyet’ten önce de devlet işlerini görüştükleri kurullara sahipti; Moğolcada bu toplantılara kurultay denirdi. Abbâsîlerdeki saray divanlarını ve şikâyetlere açık Dîvân-ı Mezâlim’i gören Türkler, bunları kendi gelenekleriyle birleştirdi. Osmanlı divanına benzeyen ilk gelişmiş Türk-İslam divanı, Büyük Selçukluların Dîvân-ı A‘lâ’sıydı.
Bu gelenek Anadolu Selçukluları ve beyliklerde sürdü. XV. yüzyıl ortalarına kadar kurumların gelişimine dair sağlıklı kaynak bulunmadığı için bu süreci izlemek güçtür. Ansiklopediye göre divan özellikle II. Murad döneminde Divan-ı Hümayun niteliği kazanmaya başladı ve Edirne’de bazen padişahın başkanlığında toplandı. Kurum tam gelişmiş şeklini Fâtih Sultan Mehmed zamanında aldı.
Fâtih’e atfedilen kanunname, devletin başlıca makamlarıyla birlikte divanı da düzenledi. Fâtih’in en büyük yeniliği, divanda padişahın başkanlığını kesin olarak kaldırıp bu işi vezîriâzama bırakmasıydı. Padişah bundan sonra görüşmeleri istediğinde kafesli bir pencerenin ardından dinleyebilirdi.
Divan-ı Hümayun Üyeleri ve Görevleri
Ansiklopediye göre kurumun asli üyeleri vezîriâzam, sayıları genellikle üç ile yedi arasında değişen Kubbealtı vezirleri, Rumeli ve Anadolu kazaskerleri, nişancı ile Rumeli ve Anadolu defterdarlarıydı. İstanbul’da bulunduğunda Rumeli beylerbeyi de üyeler arasına girerdi. Vezir rütbesine yükselen yeniçeri ağası ile kaptanıderya da asli üye olurdu. Merkezde bir iş için bulunan vezir rütbeli yöneticiler ve görevden alınmış beylerbeyileri de toplantılara katılmak zorundaydı.
Kim Ne İş Yapardı?
Vezîriâzam padişahın vekiliydi ve divanı yönetirdi. Kazaskerler şer‘î davalara bakar, defterdarlar devletin mali işlerinden sorumlu olurdu. Nişancı padişahın tuğrasını çeken yüksek rütbeli üyeydi ve örfî hukuku iyi bilirdi. Belli görevleri olmayan Kubbealtı vezirleri ise gerektiğinde bazı işlerle uğraşırdı.
Ansiklopediye göre nişancı kaynaklarda tuğraî, tuğrakeş-i ahkâm, muvakki‘ ve tevkīî adlarıyla da geçer. Büyük ve Anadolu Selçuklularındaki tuğraî, Memlüklerdeki kâtibü’s-sır ve İlhanlılardaki uluğ bitigci benzer işler görürdü. Defterdar unvanı da İlhanlıların “defterdârî-i memâlik” tabirinden alınmıştı. Selçuklularda bu göreve müstevfî denirdi.
Üye olmamakla birlikte toplantıları yönlendiren en önemli yardımcı reîsülküttâbdı. Maliye dışındaki yazışmaları yürüten kâtipler onun yönetiminde nişancıya bağlıydı. Toplantının gündemini o hazırlardı. Divanın kararlarını yazan, gönderen ve saklayan beylik, tahvil ve ruûs kalemlerinin şefi de oydu. Ansiklopediye göre bu makamın adı 1836’da Hariciye Nezareti’ne çevrildi.
Şeyhülislam ise merkez teşkilatının en önemli birimlerinden birinin başında olduğu hâlde divan üyesi değildi. Ansiklopediye göre bunun sebebi, belli bir idari ya da adli görevinin bulunmamasıydı.
Divan-ı Hümayun Toplantıları Nasıl Yapılırdı?
Toplantılar padişahın bulunduğu yerde yapılırdı. Padişah genellikle İstanbul’da oturduğu için klasik toplantı yeri, Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusunda, Harem Dairesi’ne bitişik olan Kubbealtı’ydı. Edirne Sarayı’nda da bir kubbealtı vardı.
Ansiklopediye göre divan XVI. yüzyılda haftada dört ya da beş gün toplanırdı. XVII. yüzyıl başlarında toplantılar haftada ikiye indi, XVIII. yüzyıl başından sonra iyice azaldı. Toplantı sabah namazından sonra başlar, normal şartlarda öğle ezanına kadar sürerdi.
Asli üyeler belirli yerlerine titizlikle oturur, yardımcılar ayakta hizmet ederdi. Gündemde önce siyasi ve idari konular görüşülürdü. Padişahın onayını gerektirmeyen işlerde hemen karar verilir, karar müsveddeleri temize çekilmek üzere nişancıya teslim edilirdi.

Arza Çıkmak
Bazı konular padişaha sunulmadan kesinleştirilmezdi; buna arza çıkmak denirdi. Toplantı bitince üyeler sırayla padişahın huzuruna çıkar ve görüşülen işler hakkında bilgi verirdi. Padişah onaylarsa kararlar kesinleşmiş sayılırdı. Vezîriâzam tek başına şer‘î dava göremezdi; kurul ise kazaskerler sayesinde bu alanda da yetkiliydi. Ansiklopediye göre gelişmiş döneminde Divan-ı Hümayun, padişahtan sonraki en yetkili makam kabul edilmelidir.
Herkese Açık Bir Yüksek Mahkeme
Ansiklopediye göre divanın Batılı gözlemcilerde hayranlık uyandıran yanı adli işlerdi. Buraya sosyal mevki, yaş, din, dil ve cinsiyet farkı gözetilmeksizin herkes yazıyla ya da bizzat başvurabilirdi. Üyeler bütün şikâyetleri dinlemek zorundaydı.

İslam hukukunda temyiz kavramı yoktu ve kadının hükmü kesin sayılırdı. Buna rağmen divanda kadıların hükümleri de incelenir, haksız görülenler bozulup yeniden karar verilmesi için kadıya gönderilirdi. Örfî konularda ise nişancı, vezîriâzam ve diğer vezirler karar verirdi. Kadıların işleyişini Osmanlı kadısı yazımızda anlattık.
Mahkeme maddesine göre divan yüksek mahkeme olarak çalıştığında yargılamayı Rumeli kazaskeri yapar, Anadolu kazaskeri izleyici olarak bulunurdu. Davalar yoğunlaşırsa sadrazamın isteğiyle Anadolu kazaskeri de yargılamaya katılırdı. Padişah kafes arkasından dinleyebildiği için üyeler son derece temkinli davranırdı. Ansiklopediye göre en küçük bir haksızlığın cezasının siyaseten katle kadar gidebileceği biliniyordu.
Divan-ı Hümayun Neden Önemini Yitirdi?
Ansiklopediye göre divan XVI. yüzyıl başlarından XVII. yüzyıl sonlarına kadar devlet içinde padişahtan sonraki en önemli yeri tuttu. Bu dönemden itibaren yetkileri yavaş yavaş vezîriâzamın ikindi divanına geçti. XVIII. yüzyıl ortalarında Bâb-ı Âsafî’nin gelişmesiyle bir merasim ve gösteriş yeri hâline geldi.
Padişahın vekili olan vezîriâzamlar, hareket serbestliklerini sınırlayan bu kuruma sempati duymadı. Kendi ikindi divanlarının yetkilerini artırmaya çalıştılar ve bunu XVIII. yüzyılda tümüyle başardılar. II. Mahmud’un merkez teşkilatındaki reformu hem divanın hem de vezîriâzam divanının sonu oldu ve kabine sistemine geçildi.
Ansiklopedi gerilemenin en önemli sebebini, kurulda basit de olsa bir temsil niteliğinin bulunmamasında görür. Batı’da bazı kurullara bürokrasi dışından temsilciler girince bu organlar gelişti. Divan-ı Hümayun ise yalnızca padişahın mutlak otoritesine bağlı üyelerden oluşuyordu. Ansiklopediye göre kurumlaşmamış ve ancak zaman zaman toplanan meşveretler de bu eksikliği gideremedi. Kurum yine de törensel olarak devletin sonuna kadar korundu.
Devlette başka divanlar da vardı. Vezîriâzamın konağında cuma günleri toplanan ve yalnız kazaskerlerin katıldığı cuma divanı şer‘î davalara bakardı; çarşamba divanı da benzer nitelikteydi. Eyaletlerde valinin başkanlığında, ikindi divanının küçük bir kopyası olan eyalet divanları çalışırdı. Padişahların yönetim anlayışını padişahlar ve devlet yönetimi yazımızda ele aldık.
Sık Sorulan Sorular
Divan-ı Hümayun nerede toplanırdı?
Padişahın bulunduğu yerde toplanırdı; klasik dönemde Topkapı Sarayı’nın ikinci avlusundaki Kubbealtı kullanılırdı.
Divan-ı Hümayun’a kim başkanlık ederdi?
Fâtih’ten itibaren vezîriâzam başkanlık ederdi; padişah görüşmeleri kafes arkasından dinleyebilirdi.
Şeyhülislam divan üyesi miydi?
Hayır. DİA’ya göre belli bir idari ya da adli görevi bulunmadığı için üye değildi.
Halk divana başvurabilir miydi?
Evet. Din, dil, cinsiyet ve mevki farkı gözetilmeden herkes yazıyla ya da bizzat başvurabilirdi. Üyeler bütün şikâyetleri dinlemek zorundaydı.
Divan ne zaman işlevini yitirdi?
XVIII. yüzyılda ikindi divanının yükselmesiyle zayıfladı; II. Mahmud’un reformlarıyla kabine sistemine geçildi.
Sonuç
Divan-ı Hümayun, Türklerin kurultay geleneğini Selçuklu mirası ve Osmanlı merkeziyetçiliğiyle birleştiren güçlü bir kuruldu. Fâtih’ten sonra vezîriâzamın başkanlığında toplanan divan, siyasi kararlar alır ve herkese açık bir yüksek mahkeme gibi çalışırdı. Temsil niteliği taşımaması ve ikindi divanının yükselmesi ise onu zamanla törensel bir kuruma dönüştürdü. Topkapı Sarayı’ndaki Kubbealtı, bugün bu kurulun hatırasını taşıyan en önemli mekândır.
“Divan-ı Hümayun Nedir? Osmanlı Devleti Nasıl Yönetilirdi” üzerine 10 yorum