Osmanlı Döneminde Kadınların Yeri

Osmanlı döneminde kadınların yeri, çoğu zaman sanıldığından daha geniş bir hukuki ve ekonomik alanı kapsıyordu. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre kadınlar mallarını kendileri yönetir, mahkemeye başvurur ve vakıf kurardı. Bu yazıda ailede, hukukta, ekonomide ve eğitimde kadının durumunu mahkeme kayıtlarına dayanan verilerle ele alıyoruz.

Hızlı Özet

  • Mal ayrılığı ilkesi gereği koca, karısının malları üzerinde yetkili değildi.
  • XVII. yüzyıl başında Kayseri’deki mülk satışlarının %40’ında taraflardan biri kadındı.
  • 1546’da İstanbul’daki 2517 vakfın 913’ünü kadınlar kurmuştu.
  • Tereke kayıtlarına göre çok evlilik oranı %5-9 civarındaydı.
  • Kız rüşdiyeleri 1858’de, kız öğretmen okulu 1870’te açıldı.

İçindekiler

Hukukta Kadınların Yeri

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre kadın, hukuki işlem yapma bakımından esas itibarıyla erkekle aynı konumdaydı. Erkek bir işlemi hangi şartlarla yapabiliyorsa, tam ehliyetli bir kadın da aynı şartlarla yapabilirdi. Bağış ve vakıf gibi kendi mal varlığını azaltan işlemleri de serbestçe yapabilirdi.

Ansiklopedi, kadına ait malların çoğu zaman babası ya da kocası tarafından yönetildiği kanaatinin doğru olmadığını vurgular. İslam hukukundaki mal ayrılığı ilkesi, kocayı karısının malları üzerinde yetkisiz kılıyordu. Bu yüzden Batı hukukunda görülen, evli kadının kendi malı üzerinde tasarruf ehliyetinden yoksun olması durumu Müslüman kadınlar için söz konusu olmadı. Bu ilke, hukukta kadınların yerini belirleyen temel unsurlardan biriydi. Öte yandan ansiklopediye göre kadınlar, dönemin diğer toplumlarında olduğu gibi genel olarak kamu görevlerinden uzak tutuldu.

Osmanlı Döneminde Kadınların Yeri

Ailede Kadınların Yeri

Evlilikte Rıza

Hanefî mezhebi ergen kadına evlenme ehliyeti tanıyordu. Ansiklopediye göre Osmanlılarda XVI. yüzyıldan itibaren İmam Muhammed eş-Şeybânî’nin görüşü uygulandı; buna göre kadının ve velisinin rızası birlikte gerekliydi. Hukuk-ı Aile Kararnamesi (1917) ise yeniden reşit kadına evlenme ehliyeti tanıyan görüşe döndü. Bu kanunu evlenme ve boşanmayı düzenleyen ilk kanun yazımızda anlattık.

Kararnameyi Mahmud Esad Efendi başkanlığındaki bir komisyon hazırladı ve üç din mensubu için ayrı hükümler koydu. Ansiklopediye göre gayrimüslimler o zamana kadar aile hukukunda hem hukuki hem yargısal özerkliğe sahipti. Tanzimat sonrası kültür değişimi de kararnamenin doğuş sebepleri arasındaydı. Metin, 19 Haziran 1919 tarihli geçici bir kanunla yürürlükten kaldırıldı.

Çok Evlilik Ne Kadar Yaygındı?

İslam hukuku adaletli davranma şartıyla çok evliliğe izin veriyordu. Ancak ansiklopediye göre bu uygulama Müslüman toplumlarda yaygın değildi. Tereke defterleri üzerindeki araştırmalar, oranın şehir ve köye göre %5-9 civarında olduğunu gösterir. Edirne’de 1545-1659 arasında ikinci evlilik oranı %7,18, Bursa’da ise %3,48’di.

Son dönem nüfus kayıtları daha net bir tablo verir: İstanbul’da oran 1885’te %2,52, 1907’de %2,16’ydı. Kocasının ikinci bir evlilik yapmasını istemeyen kadın, Hanbelî mezhebine dayanarak bunu nikâhta şart koşabilirdi. Hukuk-ı Aile Kararnamesi de bu şartın geçerli ve bağlayıcı olduğunu kabul etti.

Boşanma ve Çocukların Bakımı

Hanefî mezhebinde koca tek taraflı beyanla ya da anlaşarak boşanabilirken kadının imkânları çok dardı. Ansiklopediye göre başka yolu kalmayan kadınlar Dîvân-ı Hümâyun’a başvurdu ve resmî baskıyla boşanmayı belli ölçüde sağlayabildi. Sorun ancak Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nin boşanma sebeplerini genişletmesiyle çözüldü.

Kocanın kolay boşama imkânı uygulamaya aynı ölçüde yansımadı; özellikle Türklerin yaşadığı bölgelerde boşanma oranı hep düşük kaldı. Bazı bölgelerde keyfî boşamayı önlemek için mehr-i müeccel yüksek tutulurdu. Çocuğun belli yaşa kadar bakımı, yani hidâne anneye aitti. Ansiklopediye göre baba olmadığında mahkemelerin anneyi diğer akrabalara tercih ederek vasi tayin ettiği görülür.

Ekonomide Kadınların Yeri

Şer‘iyye sicilleri, kadının kendi malını bizzat yönettiğini gösterir. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre XVII. yüzyılın ilk çeyreğinde Kayseri mahkemesine kaydedilen mal ve emlak satışlarının %40’ında taraflardan en az biri kadındı. Bu işlemlerin üçte ikisinde kadınlar satıcı, üçte birinde alıcıydı. Oran aynı dönemde Amasya’da daha yüksek, Trabzon ve Karaman’da biraz daha düşüktü.

Kayıtlar, kadının rızası alınmadan malı üzerinde yapılan işlemleri iptal ettirebildiğini de gösterir. Kadının evli ya da bekâr olması, malına el uzatanın babası ya da kocası olması sonucu değiştirmezdi. Ansiklopedi, kadınların ticari hayatta erkekler kadar etkin olmamasının mallarından mahrum oldukları anlamına gelmediğini ayrıca vurgular.

Vakıflarda Kadınların Yeri

Vakıf kurmak, mal varlığını azaltan ve bu yüzden tam ehliyet isteyen bir işlemdi. Ansiklopediye göre 1546 tarihli İstanbul Vakıfları Tahrir Defteri’ndeki 2517 vakfın 913’ünü, yani %36’sını kadınlar kurmuştu. Halep sicillerinde kadın vakıflarının oranı XVI. yüzyılda %6,5 iken XIX. yüzyılın ilk yarısında %44’e çıktı. XVIII. yüzyılda Mısır’da kurulan 496 vakfın 126’sını da kadınlar tesis etmişti. Ansiklopediye göre bu oranlar, kadının ticari hayattaki sınırlı etkinliği düşünüldüğünde hayli yüksektir.

Kadınlar hayrî vakıfların yanında aile vakıfları da kurdu ve bunları çoğu zaman kendileri yönetti. Bazı vakıflar dul ve boşanmış kadınlara barınak sağlıyordu. Saray kadınları arasında Hatice Turhan, Gülnûş, Mihrişah, Nakşidil ve Bezmiâlem büyük vakıflarıyla öne çıkar. Bu kurumların işleyişini vakıf sistemi yazımızda anlattık.

Mahkemede Kadınların Yeri

İslam hukuku kadına miras hakkı tanıdı ve anne, eş, kız ve kız kardeş olarak alacağı payları belirledi. Ansiklopediye göre kırsal kesimde çeyiz alarak baba evinden ayrılan kızların sonradan mirastan fiilen mahrum kaldığı da görülüyordu. Ancak bu durumda mahkemeye başvurma hakları her zaman vardı.

İstisnaları olmakla birlikte kadının miras payı, aynı konumdaki erkeğin payının yarısıydı. Ansiklopediye göre bu kural, ailenin geçim yükünün tamamen kocaya ait olmasıyla birlikte değerlendirilmelidir. Evlenirken kadına mehir ödenmesi de hesaba katıldığında iki cinsin net payı bir anlamda eşitlenir.

Bu hak sıkça kullanıldı: 1675’te İstanbul şikâyet defterlerine geçen ve kadınlarca açılan altmış iki davanın yirmi dördü (%39) miras anlaşmazlıklarına dairdi. Kocasından kötü muamele gören kadınlardan mahkemeye ulaşan pek çok şikâyet de vardır. Kadı mahkemelerinin işleyişini Osmanlı kadısı yazımızda ele aldık.

Saray Çevresi ve Vâlide Sultanlar

Saraydaki kadın dünyası kendine özgü kurallara sahipti. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre oğlu tahta çıkan kadınefendi, vâlide alayı denilen bir törenle Topkapı Sarayı’na döner ve dairenin en yetkili kişisi olurdu. Kösem Sultan bu yolla büyük nüfuz kazanan isimlerdendir. Kadınefendilere derecelerine göre kumaş, kürk, mum, şeker ve kahve gibi tayinat verilir, II. Mahmud döneminin sonlarından itibaren de maaş bağlanırdı. Saraydaki düzeni harem hayatı yazımızda ayrıntılı anlattık.

Eğitim ve Modernleşme

Kız çocukları mahalledeki sıbyan mekteplerinde temel eğitim alırdı; bu mekteplerde Kur’an bilen yaşlı kadınlar ders verirdi. Ansiklopediye göre kadın eğitimindeki ilk büyük adım 1858’de kız rüşdiyelerinin açılmasıdır. Bunu 1870’te açılan kız öğretmen okulu izledi. II. Meşrutiyet döneminde üniversitede kızlar için ayrı bir bölüm açıldı.

Eğitimde kadınların yeri böylece XIX. yüzyılın ikinci yarısında hızla genişledi. Okulların gelişimini eğitim sistemi yazımızda anlattık. Konuyla ilgili aşağıdaki videoyu da izleyebilirsiniz.

Savaşlar da toplumsal hayatı değiştirdi. Hilâliahmer Kadınlar Cemiyeti, Donanma Cemiyeti Hanımlar Şubesi ve Osmanlı Müdâfaa-i Hukuk-ı Nisvân Cemiyeti gibi dernekler kuruldu. Cepheye giden erkeklerin fabrikalarda boşalttığı yerleri kadınlar doldurdu. Batıcılar, İslamcılar ve Türkçüler ise kadının hukuki ve sosyal konumunu yoğun biçimde tartıştı; bu akımları fikir akımları yazımızda inceledik.

Sık Sorulan Sorular

Osmanlı’da kadınların yeri neydi?

DİA’ya göre kadın hukuki işlemlerde erkekle aynı konumdaydı; mülk edinir, satar, vakıf kurar ve mahkemeye başvururdu.

Mahkemede kadınların yeri var mıydı?

Evet. Kadınlar miras, mülk ve kötü muamele gibi konularda dava açar, haklarını mahkemede arardı.

Kadınlar vakıf kurabilir miydi?

Evet. DİA’ya göre 1546’da İstanbul’daki vakıfların %36’sını kadınlar kurmuştu.

Osmanlı’da çok evlilik yaygın mıydı?

Hayır. Tereke kayıtlarına göre oran %5-9 civarındaydı; İstanbul’da 1907’de %2,16’ya inmişti.

Osmanlı’da kadınlar boşanabilir miydi?

Hanefî mezhebinde imkânları dardı. Hukuk-ı Aile Kararnamesi (1917) boşanma sebeplerini genişletti.

Kızlar için ilk okullar ne zaman açıldı?

Kız rüşdiyeleri 1858’de, kız öğretmen okulu 1870’te açıldı.

Sonuç

Osmanlı döneminde kadınların yeri, ne romanlardaki kapalı tabloya ne de bugünkü ölçütlere birebir uyar. Mal ayrılığı ilkesi, mahkemeye başvurma hakkı ve vakıf kurma imkânı kadına önemli bir alan açıyordu. Boşanma gibi konulardaki kısıtlar ise ancak 1917 kararnamesiyle gevşedi. XIX. yüzyılda okullar ve dernekler bu alanı daha da genişletti. Mahkeme kayıtları bu tabloyu bugün ayrıntılı biçimde görmemizi sağlıyor.

Kaynaklar

“Osmanlı Döneminde Kadınların Yeri” üzerine bir yorum

Yorum yapın