Şattülarap Su Yolu Meselesi

Şattülarap su yolu meselesi, Dicle ile Fırat’ın birleşmesiyle oluşan ve Basra Körfezi’ne dökülen nehrin hâkimiyeti üzerine yaşanan bir sınır anlaşmazlığıdır. Sorun Osmanlı-İran sınır antlaşmalarıyla başladı, Osmanlı’dan sonra Irak ile İran arasında sürdü. 1975 Cezayir Antlaşması’yla çözülmüş gibi göründü, ancak 1980’de İran-Irak Savaşı’nın sebeplerinden biri oldu.

Hızlı Özet

  • Nehir, Dicle ile Fırat’ın birleşmesiyle oluşur ve yaklaşık 200 km uzunluğundadır.
  • Bölge 1534’ten itibaren Osmanlı yönetimine girdi; İran sınırı 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşması’yla çizildi.
  • Su yolunu en kapsamlı düzenleyen belge, 1847 Erzurum Antlaşması’dır.
  • I. Dünya Savaşı’ndan sonra sorun Irak ile İran arasında devam etti.
  • 1975 Cezayir Antlaşması, sınırı nehrin en derin çizgisine göre belirledi.
  • Irak 1980’de antlaşmayı tanımadığını açıklayıp İran’a savaş ilan etti.

İçindekiler

Şattülarap Nedir?

TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre “şatt” kelimesi sözlükte “büyük nehir” ve “nehir kıyısındaki verimli arazi” anlamlarına gelir. Fırat ile Dicle, Kurna’nın yaklaşık 45 km güneyinde birleşerek bu nehri oluşturur. Nehir 200 km kadar akar, genişliği 400 ile 1.200 metre arasında değişir. Sonunda Fav şehrinin bulunduğu güney ucundan Basra Körfezi’ne dökülür.

Su yolu, Irak-İran sınırının güney kesimini oluşturur ve gemi taşımacılığına elverişlidir. Irak tarafında Basra, İran tarafında ise Abadan ve Muhammere (Hürremşehr) kıyısındaki önemli limanlardır. Ansiklopedi, nehrin kıyılarındaki geniş hurmalıklara da dikkat çeker. Bu bölge, maddenin yayımlandığı yıllarda dünya hurma ihtiyacının büyük bölümünü karşılıyordu.

Şattülarap Su Yolu Meselesi

Su Yolu Neden Bu Kadar Önemli?

Irak için bu nehir, denize açılan en önemli kapıydı. Irak’ın Basra Körfezi’ndeki kıyı şeridi çok kısadır ve en büyük limanı Basra bu nehrin kıyısındadır. İran’ın ise körfez boyunca uzun bir kıyısı vardır, ancak Abadan rafinerisi ve Hürremşehr limanı da aynı suya bağlıdır. Bu yüzden sınırın nehrin ortasından mı yoksa bir kıyısından mı geçeceği, iki ülke için ekonomik bir hayat meselesiydi. Petrolün önem kazanmasıyla bu rekabet daha da sertleşti.

Osmanlı Döneminde Su Yolu

Bölge, XVI. yüzyılın ortalarında Osmanlı hâkimiyetine girdi. TDV İslâm Ansiklopedisi’nin Basra maddesine göre şehir, Kanuni Sultan Süleyman’ın 1534’te Bağdat’ı almasıyla Osmanlı idaresine geçti. Basra hâkimi Râşid b. Megâmis, 1538’de şehrin anahtarlarını padişaha gönderdi. Aynı yıldan itibaren Basra’da basılan paralarda Kanuni’nin adı görülmeye başladı.

Basra, Osmanlı döneminde canlı bir ticaret şehriydi. Şehir, Basra Körfezi’nden su yolu üzerinden Akdeniz limanlarına uzanan yolun üzerindeydi. Ansiklopediye göre 1563’te şehirden geçen Venedikli tüccar Cesare Federici, Basra’yı Hürmüz ile yapılan baharat ticaretinin merkezlerinden biri olarak anlatmıştı. Osmanlı yönetimi 1849’da şehri su yolunun kenarına taşımak için çalışmalar başlattı ve Basra Tersanesi’ni ıslah etti. Bölgenin bu dönemdeki yerini I. Süleyman dönemi yazısında ele aldık.

Su yolu, Osmanlı-İran sınırının da bir parçası oldu. 1639’daki Kasr-ı Şirin (Zühab) Antlaşması, Osmanlı yönetim alanını genişleterek İran sınırını belirledi. Ansiklopediye göre bölgeyi ilgilendiren 1746 ve 1823 antlaşmaları, genel olarak bu antlaşmanın belirlediği durumu korudu. Uzun mücadelenin arka planını İran savaşları yazısında bulabilirsiniz.

1847 Erzurum Antlaşması ve Sınır Komisyonu

Şattülarap’ın en kapsamlı biçimde ele alındığı belge, Mayıs 1847’de Erzurum’da imzalanan antlaşmadır. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre burada varılan uzlaşma, I. Dünya Savaşı öncesine kadar yürürlükte kaldı. Antlaşmayla kurulan sınır tespit komisyonu, bölgenin ayrıntılı olarak incelenmesini sağladı.

Komisyon üyesi Mehmed Hurşid Paşa, 1848-1852 yılları arasında sınır boyunu dolaştı. Paşa, gözlemlerini sonradan “Seyâhatnâme-i Hudûd” adıyla bilinen eserinde topladı. Eser, Basra Körfezi’nden kuzeye uzanan sınır boyunu, buradaki aşiretleri ve yerleşim yerlerini tanıtır. Bu yüzden bölgenin coğrafyası ve halkı hakkında bugün de başvurulan bir kaynaktır.

Savaştan hemen önce İngiltere ile yeni bir uzlaşma arandı. Ansiklopediye göre 1913’te eski sadrazam İbrâhim Hakkı Paşa ile İngiltere Dışişleri Bakanı Sir Edward Grey bir antlaşma imzaladı. Anglo-Ottoman Convention diye bilinen bu belge, Muhammere dışındaki bütün su yolunu Osmanlı hâkimiyetine bırakıyordu. Ancak I. Dünya Savaşı’nın çıkması yüzünden hiç uygulanamadı.

Osmanlı’dan Sonra: Irak ile İran

I. Dünya Savaşı’ndan sonra Irak’ta Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ın krallığı kuruldu (23 Ağustos 1921). Böylece su yolu üzerinde Irak hükümeti söz sahibi oldu. Aynı yıllarda İran’da Rıza Şah’ın yükselişi ve bölgedeki petrol, Batılı devletlerin ilgisini artırdı. Basra, Abadan ve Muhammere özellikle petrol taşımacılığında önemli limanlar hâline geldi.

Çok geçmeden iki ülke arasında anlaşmazlık başladı. Ansiklopediye göre İran 1934’te Milletler Cemiyeti’ne başvurarak Muhammere ve Abadan’ı çevreleyen suların Irak hâkimiyetinde kalmasını protesto etti. İki ülke 1937’de yeni bir antlaşma imzaladı, ancak sonuç 1913 düzenlemesinden pek farklı olmadı. Bu antlaşma sınırı büyük ölçüde İran kıyısından geçiriyor, yalnızca Abadan önlerinde nehrin ortasına yaklaştırıyordu.

Sadabad Paktı ve Türkiye’nin Rolü

1937 düzenlemesinin zamanlaması tesadüf değildi. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında bir bölgesel iş birliği paktı için 1934’ten beri görüşmeler sürüyordu. Ansiklopedi, Irak’ın Şattülarap sorunuyla İran’ın Bahreyn talebinin bu müzakereler sırasında aşıldığını belirtir. Ardından dört ülke 8 Temmuz 1937’de Tahran’da Sadabad Paktı’nı imzaladı. Ansiklopediye göre üye ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların giderilmesinde Türkiye’nin katkısı büyüktü.

İran, bu düzenlemeyi hiçbir zaman benimsemedi ve 1969’da 1937 antlaşmasını tanımadığını açıkladı. Ardından kendi gemilerini savaş gemilerinin koruması altında su yolundan geçirmeye başladı. Gerginlik, iki ülkenin bölgedeki diğer anlaşmazlıklarıyla birleşerek büyüdü. Sorunun çözümü için ise yeni bir antlaşma gerekiyordu.

1975 Cezayir Antlaşması

İki ülke, Mart 1975’te Cezayir’de yeni bir antlaşma imzaladı. Bu antlaşma sınırı, nehrin gemilerin geçebildiği en derin çizgisi olan talveg hattına göre belirledi. Buna karşılık İran, Irak’ın kuzeyindeki Kürt isyanına verdiği desteği kesti. TDV İslâm Ansiklopedisi’ne göre antlaşma anlaşmazlığı görünüşte çözdü ve komşuluk ilişkileri 1979 İran İslam Devrimi’ne kadar iyi sürdü.

Ancak bu uzlaşma, Irak’ta pek çok kesim tarafından bir taviz olarak görüldü. Devrimden sonra bölgedeki dengeler hızla değişti. Konuyu sınav açısından özetleyen aşağıdaki video da antlaşmanın ardından gelen savaşı anlatıyor.

İran-Irak Savaşı ve Sonrası

Ansiklopediye göre 1979’da Irak’ta iktidarı tamamen eline alan Saddam Hüseyin, Cezayir Antlaşması’nı tanımadığını açıkladı. Ardından 22 Eylül 1980’de İran’a savaş ilan etti. Sekiz yıl süren savaş boyunca İran’ın kapattığı su yolunun dış dünyayla bağlantısı tamamen kesildi.

Su yolunun kıyıları savaşın en ağır cephelerinden biri oldu. Irak kuvvetleri savaşın ilk aylarında Hürremşehr’i ele geçirdi, ancak İran şehri 1982’de geri aldı. İran ise 1986’da su yolunun ağzındaki Fav Yarımadası’nı işgal etti; Irak burayı 1988’de geri aldı.

Savaş, iki tarafta yüz binlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı. 1988’de Birleşmiş Milletler’in 598 sayılı kararıyla ateşkes sağlandı. Ancak su yolu üzerindeki hâkimiyet sorunu kesin bir çözüme kavuşmadı.

TDV İslâm Ansiklopedisi, 2010’da yayımlanan maddesinde bölgedeki hâkimiyet meselesinin hâlâ çözülemediğini belirtir. Ansiklopediye göre konunun çözümü, Irak’taki Amerikan işgali sonrasında gelişecek İran-Amerika-Irak ilişkilerine bağlı görünmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Şattülarap sorunu hangi ülkeler arasındadır?

Sorun, Osmanlı Devleti döneminde Osmanlı ile İran arasında başladı. I. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Irak ile İran arasında sürdü.

Şattülarap nerededir?

Güney Irak’ta, Dicle ile Fırat’ın birleştiği yerden Basra Körfezi’ne kadar uzanır. Nehir, Irak-İran sınırının güney kesimini oluşturur.

Talveg ilkesi nedir?

Talveg, bir nehirde gemilerin geçebildiği en derin çizgidir. 1975 Cezayir Antlaşması, iki ülke arasındaki sınırı bu çizgiye göre belirledi.

Şattülarap’ı en kapsamlı düzenleyen antlaşma hangisidir?

Osmanlı döneminde en kapsamlı düzenleme, 1847’de imzalanan Erzurum Antlaşması’dır. Bu antlaşmanın getirdiği düzen I. Dünya Savaşı öncesine kadar sürdü.

Sonuç

Şattülarap su yolu meselesi, Osmanlı-İran sınır antlaşmalarıyla başlayıp Irak ile İran arasında devam eden uzun bir anlaşmazlıktır. Kasr-ı Şirin ve Erzurum antlaşmaları Osmanlı döneminde düzeni korudu. Osmanlı’dan sonra 1937 ve 1975 antlaşmaları sorunu çözemedi ve anlaşmazlık 1980’de savaşa dönüştü. Petrol taşımacılığı ve limanlar nedeniyle su yolu bugün de stratejik önemini koruyor.

Kaynaklar

Yorum yapın